Yağmuru Düğümlemek, Performans, 2025

Yağmuru Düğümlemek, Abramović Institute ve Museum Schloos Moyland iş birliğiyle gerçekleşen MAI&Beuys programı kapsamında, Museum Schloss Moyland bahçesinde gerçekleştirdiğim Kamuflaj performansın bir devamı olarak, aynı sergi programı içindeki Festum Floxorum 2.0 isimli festivalde ortaya çıkmıştır. 

Bu performans, Kamuflaj performansının son gününde yağan sağanak yağmurdan ve kaybettiğim köpeğimin isminden ilhamla ortaya çıktı. Kamuflaj sırasında bedenim suyun içinde, bitkiler ve çamurla sürekli temas hâlindeyken, hareketim yavaşlıyor, yön değiştiriyor ve dış koşullarla belirleniyordu. Yağmur, bu deneyimde her şeyi dönüştüren bir eşik anına dönüştü.
Yağmuru Düğümlemek, bu deneyimin ardından, kontrol edilemeyen bir doğa olayına bedensel ve zamansal bir karşılık verme ihtiyacından doğdu.
Bir ağacın dallarına asılmış uzun örgü şeritler üzerinde, yağmur altında çalışıyorum. Örgü, zamanı yavaşlatan ve tekrar eden bir eylemken, yağmur sürekli akan ve tutulamayan bir kuvvet. Bu performansta, akıp giden bir şeyi düğümleyerek askıya almaya, en azından onunla birlikte kalmaya çalışıyorum.
Kullandığım örgü motifleri, erken yaşlarda yaptığım ilk bileklik örgülerini ve yağmur damlalarını andırıyor.  Bedenin hafızasında yer etmiş bu basit ve tanıdık formlar, yağmur, soğuk ve yorgunlukla birleşerek kişisel bir dayanıklılık pratiğine dönüşüyor.
Yağmur tutulamaz; ama düğümlenebilir.



Knitting the Rain is a performance, video, and installation project that emerges from an attempt to hold onto something that cannot be held. Rain appears here not only as a natural phenomenon, but as a metaphor for loss, mourning, and the impossibility of preservation. It falls continuously, without memory, without intention—yet it leaves traces on bodies, surfaces, and time.

The project takes its starting point from a personal experience of grief. The name “Yağmur” (Rain) refers to the artist’s dog, whose death marked a rupture in daily life and initiated a long process of quiet endurance. Rather than representing this loss directly, the work approaches it through repetitive gestures and fragile actions that mirror the slow, uneven rhythm of mourning.

At the center of the project is a durational performance in which the artist attempts to “knot” or “knit” the rain using handmade textile elements. These knitted strips are tied to tree branches, suspended in open space, or carried on the body. The act itself is futile: rain cannot be gathered, tied, or stopped. Yet the persistence of the gesture becomes meaningful. The performance does not aim to control nature, but to remain with it—to stay exposed, wet, and patient.

The video component documents these actions in real time, emphasizing duration rather than spectacle. There is no climax, only accumulation: water soaking into fabric, fabric becoming heavier, movements slowing down. The camera follows the body as it negotiates fatigue, cold, and repetition, allowing the viewer to witness time as a physical condition rather than a narrative structure.



Fotoğraflar: Lex Hulscher


 

...



Borderland Residencies, Tender Territories
17 Nisan-30 Nisan 2025 Areal Böhler Building 43
17 Nisan-19 Nisan 2025, Art Dusseldorf

Fotoğraflar: Silviu Guiman







 

Çözünme



"Çözünme" (Performans, 2025)

Sanatçı Eşref Yıldırım’ın yeni performansı, çocukluk anılarından kişisel eşyalarına, ev içi emeğinden kayıp deneyimlerine uzanan çok katmanlı bir arınma ritüeli kurguluyor.

Çocukluğunda evlerindeki kanepenin minderini yıllarca yer yatağı olarak kullanan Yıldırım, İstanbul’da yaşadığı tüm evlerde bu süngeri yanında taşıdı. Son taşınmasının ardından sirke ve karbonatla yıkadığı bu sünger, şimdi performansta bir “bulut”a dönüşüyor. Yıldırım, bu buluttan üzerinize yağan sirke yağmurunu, zeminde karbonat ve tuzla birleşerek köpüren bir tepkimeye dönüştürüyor. Kimyasal bir çözünme, geçmişin izlerini çözerek sembolik bir arınmaya işaret ediyor.

Performansın merkezinde yağmur imgesi bulunuyor. Sanatçının hayatını kuşatan bu motif, bir yandan bulduğu ve gömdüğü günlerde deli yağmurların yağdığı köpeği Yağmur’un hatırasıyla, diğer yandan da Museum Schloss Moyland’da “Kamuflaj” adlı performansının son saatinde başlayan sağanakla örülüyor. Şimdi, Peksimet Kilisesi’nde, başının üzerinde taşıdığı “geçmişin bulutu”ndan yağan sirke, hem çocukluk anılarının hem de kayıpların üzerine düşüyor.

Yıldırım’ın pratiğinde gündelik temizlik malzemeleri —sirke, karbonat, tuz— kişisel hafızanın sembollerine dönüşüyor. Bir zamanlar utanç ve korunma ile hatırlanan sünger yatak, yıllar sonra bir bulut gibi yeniden doğuyor; sirke yağmuru, karbonat köpürmesi ve tuzla birleşen tepkime, hem bireysel hem de kolektif bir arınma ritüelinin şiirsel bedenini kuruyor.



“Dissolution” (Performance, 2025)

Eşref Yıldırım’s new performance constructs a multi-layered ritual of purification, spanning from childhood memories to personal belongings, from domestic chores to experiences of loss.

As a child, Yıldırım used the cushion from the couch in his home as a floor bed for years. He carried this sponge with him to every house he lived in throughout Istanbul. After his last move, he washed this sponge with vinegar and baking soda; it now transforms into a “cloud” in the performance. Yıldırım channels a “vinegar rain” that falls from this cloud onto you, creating a reaction that combines with baking soda and salt on the ground, turning into a fizz. This chemical dissolution signifies a symbolic purification by breaking down the traces of the past.

The image of rain is central to the performance. This motif, which pervades the artist's life, is woven together on one hand by the memory of his dog, Yağmur (Rain), whom he found and buried on days of torrential rain, and on the other by the downpour that began in the final hour of his performance titled “Camouflage” at the Museum Schloss Moyland. Now, in the Peksimet Church, the vinegar raining from the “cloud of the past” he carries above his head falls upon both childhood memories and losses.

In Yıldırım’s practice, everyday cleaning materials—vinegar, baking soda, salt—transform into symbols of personal memory. The sponge bed, once remembered with shame and for protection, is reborn years later like a cloud; the vinegar rain, the fizzing baking soda, and the reaction combined with salt construct the poetic body of a ritual of purification that is both individual and collective.











"Çözünme" performansı, Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali kapsamında Elvan Erdin tarafından oluşturulan "Afterlife / Öteki Dünya" proesinin üçüncü etkinliği olarak 5 Eylül 2025 günü Peksimet Kilisesi'nde gerçekleştirilmiştir.



 

Camouflage



 Camouflage With his performance Camouflage, Turkish artist Eşref Yıldırım takes up Joseph Beuys’ idea that genuine dialogue is possible not only between humans, but also between humans and animals. Beuys saw an organic connection between humanity and nature – a relationship that has increasingly been lost in the modern age. Yıldırım was deeply impressed by Beuys’ legendary action I Like America and America Likes Me (1974), in which Beuys spent several days in a gallery space with a wild coyote. The tentative rapprochement between man and animal in this performance reminded Yıldırım of the intense relationship with his deceased dog Yağmur. Thid death coincided with the debate about a new animal protection law in Turkey – a personal loss that was combined with social relevance. In contrast to Beuys, however, Yıldırım does not seek the controlled space of the gallery, but rather encounters in the natural habitat of the animals. Camouflage, realised in the outdoor space of Museum Schloss Moyland, is an attempt to cautiously approach the local ecosystem. Yıldırım covers his body with aquatic plants, which are favoured by the animals living there, and moves silently through the landscape – observing, listening, present. With this gesture, Yıldırım questions the prevailing anthropocentric perspective. In a world where animals are often subordinated, exploited or killed, Camouflage reverses the roles: Humans take a back seat and animals take centre stage. The artist invites us to a new kind of togetherness – mindful, equal and at eye level.


Photos: Kristen Becken



Marina Abramović and MAI

in dialogue with Joseph Beuys

13 July–26 October 2025

Museum Schloss Moyland



Pervin-i İtisami, 2025
Tuval üzerine karışık teknik, 140x150 cm, örgü

 

"Ey gül, gül bahçesinden sen ne gördün?
Dikenin sitemi ve kötülüğünden başka ne gördün?

Ey gönül aydınlatan yakut, şu olanca alımlılığınla,
Pazarda sıradan bir müşteriden başka ne gördün?

Çimenliğe gittin, ancak payına kafes düştü!
Kafesten başka ey esir kuş ne gördün?"



...


Emily Dickinson, 2025
Tuval üzerine karışık teknik, 160x125 cm, örgü



“Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem
Boşuna yaşamış olmayacağım
Bir yaşamdan acıyı alabilirsem
Ya da bir acıyı hafifletebilirsem
Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem
Boşuna yaşamış olmayacağım.”




Günler, Dizeler, Düğümler











Çankaya Belediyesi "5 Sanatçı 5 Sergi" projesinin "Ayan Beyan" başlıklı dördüncüsü kapsamında 
9 Ocak - 9 Şubat 2025 tarihleri arasında
Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde

Proje Yürütücüleri: Döndü Özkök, Selcen Genç Korkmaz, Eylem Altıok




Sergi Metni ve Koordinasyon: Aybüke Sanuç

Eşref Yıldırım’ın 9 Ocak - 9 Şubat 2025 tarihleri arasında ''5 Sanatçı 5 Sergi Projesi - Ayan Beyan Sergisi'' kapsamında Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde gerçekleşecek olan Günler, Dizeler, Düğümler kişisel sergisi ile sanatçının yirmi yılı bulan üretimleri, toplumsal bellek, zaman ve hatıra ilişkisi üzerinden şiirsel bir anlatı ekseninde bir araya geliyor.


“Günler, Dizeler, Düğümler” zamanın çok katmanlılığına ve insanın yaşam boyu biriktirdiği hatıralara odaklanıyor. Eşref Yıldırım, biriken imgelerin haritasını oluşturarak geride bıraktığımız günlerin döngüsünü yeniden hatırlatır, şiir dizelerindeki örtük anlamı, çözülmeye yüz tutmuş bir kumaşı ve bir topluluğun ortak belleğinde yankı bulan duygusal katmanları onarmayı ifade eden bu döngü, toplumsal hafızanın düğümlenmiş anlarına tanıklık ederek, görülen ve görülmeyen arasındaki sınırı belirgin kılıyor. Kendi düğümünü izleyiciye sunarken, çözüldükçe yeni anlatıları açığa çıkarıyor. 


Yıldırım'ın tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle ürettiği Şair Portreleri serisinde portrelere eşlik eden örgüler; düğüm düğüm, emek emek örülen şiirleri somutlaştırır. Şairin şiiri yazarken gösterdiği görünmez emeğin performatif bir tekrarı niteliğinde olan bu ince şeritler, şaire karşı bir saygı duruşunu temsil eder. Zamanın parçaladığı şairlerin yüzleri, örülü dizelerin bir araya gelmesiyle tekrar görünür kılınır. 


Kendimi Seviyorum başlıklı serisinde Yıldırım, hissetmemiz gerekenler hakkında âhkam kesen, samimiyetsiz pozitifliğin karşısında, gündelik hayatında maruz kaldığı düşmanca söylemleri aynanın karşısında tekrar eder. Birbirine zıt iki önermeyi, hemen her gün deneyimleyen insanın benliğini içselleştirir. Sorunlu insan ilişkilerinin dağıttığı, yok ettiği ve hiçleştirdiği benlik ‘kendini sev’ cümleleri ile olumlanır.


Yıldırım’ın medyada sıklıkla yer alan zayiat haberlerini işlediği, Hiç Kimsenin Ölümü serisinde, kayıpların bir güce karşı teslimiyeti ve hayatın her alanında hüzünlü bir şekilde var olduğunu hatırlatan tuvalleri karşılar. Kayıpların siyasi mekanizmaya direkt veya dolaylı bağlarını, görünür kılar. Benzer tutum, Roboski’de öldürülen otuz dört kişinin gözlerinin örüldüğü göz bantlarından oluşan Takip çalışmasında da izlenebilir. Davanın takipsizlik kararıyla sonuçlanması ve otuz dört canın adalet arayışının altını çizen yerleştirme, bu gözleri üstümüze dikerek, hak arayışının bitmeyeceğini ve üstümüzdeki vicdani yükün ağırlığını anımsatır.


Kişisel olanın politik olduğunu vurgulayan Yıldırım, bireylerin içerisinde bulundukları toplumsal hiyerarşileri ve atfedilen toplumsal cinsiyet rollerini, eşitsiz güç ilişkileri bağlamında değerlendirir. Yıldırım, Kadınlar başlıklı serisinde sansüre uğramış, resmi tarih anlatılarından dışlanmış kadın şairlerin ve kadın hakları aktivistlerinin portrelerini resmeder. Ermeni yazar Zabel Yesayan’ın, Türkiye’de kadın hareketinin kurucularından biri olan Nezihe Muhiddin’in ve Türkiye’nin öncü gazetecilerinden biri olan Suat Derviş’in anlatılarına yer verir. 


Yenilgi Günlüğü başlıklı kişisel sergisinde yer alan Tepe serisi, gündelik yaşantımızda aldığımız kötü haberlere karşı kayıtsızlığımızı konu edinir. Yıldırım, gazete haberlerinden etkilendiği fotoğrafları dönüştürerek yeniden biçimlendirir. İnsanın, canlılara verdiği tahribat üzerinden gerçekliğimizi sorgulayan Yıldırım, devlet tarafından meşrulaştırılan ve toplum tarafından spor olarak kabul görülen avcılık eylemini eleştirir. Avcılığın başarı ve kahramanlık ile eşleştirilmesinin toplumdaki konumunu irdeleyerek insanın, canlılara verdiği tahribat üzerinden gerçekliğimizi sorgular.


Yıldırım’ın Hiç Kimsenin Ölümü serisinde üçüncü sayfa haberlerinde yer alan ölümleri konu aldığı; .gazete kupürlerini resimlerine işleyerek boya katmanlarını açığa çıkardığı, décolage tekniği ile gazetenin alt katmanlarını görünür kılmak için yüzeyi söküp atar. Tamamlanmışlık iddiasından kurtulmayı simgeler. Her gün tekrar basılan bu malzeme tuvalin yüzeyinden sökülüp atılır. Yıldırım, Haber değeri taşıyan ancak sonrasında unutulan ve çeşitli nedenlerle ölmüş, öldürülmüş insanların yayınlanan fotoğraflarından yola çıkarak yaptığı resimlere o haberleri tekrar yorumlayan yazarların yazdığı metinler eşlik eder. Böylece Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı adında, sadece 3. sayfalardan oluşan tek sayılık bir gazete meydana gelir. 


Ayşe Çavdar, Eşref Yıldırım’ın Toz ve Küf başlıklı kişisel sergisi için kaleme aldığı Şiddet Örüntülerini Düğümlemek: Bireysel Öykülerden Kolektif Tecrübeye başlıklı metinde, şöyle der: ‘Bu bağlamda diplerden yükselen düşünceler ve hisler boğazda ifade bulamadan birbiri üzerine istiflenir. Birbirine eklenen duygular karmaşık bir örüntü oluşturur. Bu örüntü büyüdükçe hisler ve düşünceler ifade edilemez hale gelir. İfade edilemeyen duyguların yerini düğüm alarak onları tanımlanamaz bir alaşıma dönüştürür. Düğüm, içsel ve dışsal olanın arasında vuku bulan bir çelişkiyi temsil ederek ancak belli şartlar altında ve kontrollü olarak birbirlerine tercüme edilebileceklerini ima eder.’ Çavdar’ın “düğüm” metaforu, Eşref Yıldırım’ın Günler, Dizeler ve Düğümler sergisinde yeniden yankı bulur. Sanatçının 20 yıllık üretiminde, bireysel ve toplumsal hafıza arasındaki karmaşık ilişki, bu düğümler aracılığıyla görünür kılınır. İfade edilemeyen duyguların ve çözümsüz kalan hatıraların oluşturduğu bu düğümler, hem bir çelişki hem de bir iletişim aracı olarak var olur. Günler, Dizeler ve Düğümler zamana ve hafızaya dair sorgulamalarla dolu bir örüntü içinde, hem çözülme hem de yeniden inşa olma süreçlerine tanıklık eder.


                                                           



From January 9 to February 9, 2025, as part of the 5 Artists 5 Exhibitions Project - Ayan Beyan Exhibition, Eşref Yıldırım’s Days, Verses, Knots will be hosted at the Çankaya Municipality Contemporary Arts Center. This exhibition brings together over twenty years of the artist's work in a poetic narrative that delves into themes of collective memory, time, and the relationship between memory and experience.


Days, Verses, Knots focuses on the multilayered nature of time and the memories that accumulate throughout one’s life. Eşref Yıldırım constructs a map of the accumulated images, reminding us of the cyclical nature of the days we leave behind. The exhibition repairs the emotional layers resonating in the collective memory of a community by drawing attention to the latent meanings within poetic verses, unraveling fabric, and witnessing the knotted moments of societal memory. In doing so, the boundaries between the visible and the invisible are sharply defined. As Yıldırım presents his own knot to the viewer, new narratives emerge with each unraveling.


In his Poet Portraits series, created with oil on canvas, Yıldırım intertwines threads alongside the portraits, each knot symbolizing the laborious and invisible work embedded in the poet’s verse. These delicate threads perform an act of homage to the poet, a tribute to the invisible effort behind the crafting of poetry. The faces of poets, worn away by time, become visible once more through the interwoven lines of their verses.


In the I Love Myself series, Yıldırım challenges the insincere positivity that dictates what we ought to feel. He confronts the hostile discourses he encounters in daily life, repeating them in front of a mirror. These contradictory propositions become internalized in the individual, as their fractured self is, paradoxically, affirmed through the mantra “love yourself,” despite the alienation caused by damaging human relationships.


Yıldırım's No One’s Death series addresses the losses and resignations faced in the media, reminding us of the pervasive presence of sorrow in every aspect of life. These works make visible the direct and indirect links between these losses and political mechanisms. A similar approach can be observed in Pursuit, where the eyes of thirty-four victims of the Roboski massacre, killed by an airstrike, are sewn shut in eye masks. This installation underscores the lack of justice in the case, with the victims’ quest for accountability emphasized through the direct gaze of the eyes, reminding us of the ongoing moral burden that rests upon us.


Focusing on the political nature of the personal, Yıldırım evaluates the social hierarchies and gender roles assigned to individuals, considering them within the context of unequal power dynamics. In his Women series, the artist paints portraits of women poets and activists excluded from official historical narratives, censored and overlooked by mainstream discourse. Among these figures are Armenian writer Zabel Yesayan, Nezihe Muhiddin, one of the founders of the Turkish women’s movement, and Suat Derviş, a pioneering Turkish journalist. Yıldırım gives space to their voices, offering a counter-narrative to the gendered silencing of history.


In Diary of Defeats, which features the Hill series, Yıldırım explores humanity’s indifference to the bad news that permeates our everyday lives. The artist transforms photographs influenced by newspaper reports, questioning our reality through the lens of the harm humanity inflicts on other living beings. He critiques the societal normalization of hunting, a practice glorified as success or heroism, examining its place within societal values and challenging its naturalization.


In No One’s Death, Yıldırım uses décollage techniques to peel away layers of paint, revealing the hidden beneath the surface. By incorporating news clippings about deaths from the third page of newspapers, the artist tears away the layers of the news material, undermining the claim of "completion" in the work. The images of people who have died or been killed are accompanied by texts by journalists who revisited and reinterpreted these deaths. This results in the creation of Revised Second Edition, a single-page newspaper composed entirely of third-page stories, presenting the often overlooked, hidden tragedies of daily life.


In the text Tying the Patterns of Violence: From Individual Stories to Collective Experience written by Ayşe Çavdar for Yıldırım’s solo exhibition Dust and Mold, it is stated: "In this context, the thoughts and feelings that rise from the depths are stacked upon one another without finding expression, creating a complex pattern. As this pattern grows, the feelings and thoughts become increasingly inexpressible. The unspoken emotions are replaced by knots, transforming them into an amalgam that cannot be defined. The knot represents a contradiction between the internal and the external, implying that only under certain conditions and in a controlled manner can they be translated into one another." Çavdar's metaphor of the "knot" reverberates in Yıldırım's Days, Verses, Knots exhibition. Through this series, the artist makes visible the complex relationship between individual and collective memory, as these knots serve as both contradictions and communication tools. In Days, Verses, Knots the exhibition bears witness to the processes of unraveling and reconstruction, all while exploring the intricate patterns of time and memory.